YEMEK

Liseliler Bilmez: Bir Dönemin Efsane Lezzetlerini Tadan Şanslı Nesil

Liseliler Bilmez: Bir Dönemin Efsane Lezzetlerini Tadan Şanslı Nesil

Sobalı evlerde, parklarda, bahçelerde geçen çocukluğumuz boyunca birbirinden ilginç şeylerin tadına baktık. Günümüzün caddelere hapsolmuş çocuklarının asla anlamayacağı 10 garip yiyeceği sizler için derledik.

Hanımeli çiçeklerinin içindeki enfes bal

Tabii o zamanlar şehirlerde az da olsa yeşillik vardı. İçinde en çok bal olan çiçeği tecrübeye dayanan bir teknikle koparıp, içindeki balı ziyan etmeden yerdik. Yalnız, çiçek de çiçekmiş… Biz başına toplanıp kopardıkça, o daha fazla bal yiyelim diye daha çok açardı. Şimdiki çocuklar bu doğal ve enfes lezzet yerine yapay şekerin tadına mahkumlar.

Kuzu kulağının muhteşem ekşisi

Bir zamanlar ekşi krizlerimiz vardı. Sonra bunlar tatlı ve çikolata krizlerine dönüştü. Oradan oraya koşturup ter içinde kaldığımız günlerde, dinlenmek için uzandığımız çimenlerin üstünde kuzu kulağının yetiştiğini görünce kendimizden geçerdik. Genelde herkese yetecek kadar olmadığı için, paylaşmaya yönelik ilk derslerimizi de kuzu kulağının başında almıştık. Çok fazla yiyince karın ağrıtan kuzu kulağının enfes ekşisine aşina olmayan şimdiki nesle bu tadı tarif etmenin bir yolu yok. O tat, hazır gıdalarda karşılaştırılamayacak kadar eşsizdi. Bu arada, Anadolu’nun bazı yörelerinde kırlardan toplanan kuzu kulağı hala sofraları süslüyor.

Kozalaktan çam fıstığı çıkarmak

Bunu yapmayı bilen çocukların mahalledeki saygınlıkları büyüktü. Bu çocuklar, toplanan kozalaklara bakar, “Bundan çıkmaz, bundan da çıkmaz, bundan çıkar” tespitleriyle adeta bir eksper gibi davranırlardı. Tabii bu eksperlik kozalağın içinden çıkan böceği görüp havaya sıçrayana kadar sürerdi. Ne olursa olsun, kendi fıstığını kendisi toplayan efsane bir nesildik. Denk gelirseniz, elleri kirlenmeden kuru yemiş tüketmeye alışmış çocuklarınıza çam fıstığı çıkarmayı mutlaka öğretin.

“Anne o çekirdekleri atma.”

Kayısı mevsimi geldiğinde, reçel yapan annenin bir kenara koyduğu kayısı çekirdeklerini kuruttuktan sonra koşarak diğer çocukların yanına giderdik. Evdekiler elimize çekiç vermediği için, büyükçe bir taşla kayısı çekirdeklerini kırar, içinden çıkan yemişi afiyetle yerdik. Tabi burada da herkese eşit sayıda düşmesine özen gösterirdik. Şimdiki çocukların hiç anlamayacağı bağlantıların arasına kaset- kalem ikilisinden sonra, taş ve kayısı çekirdeğini de eklemek lazım. Maalesef, günümüz çocuklarının dünyasında şimdilerde bilinmeyen bu keyif ve lezzetle boy ölçüşebilecek bir şey yok.

Hepimizin ilk takısı kiraz sapı

Kimi zaman sokakta yiyelim diye annelerimizin elimize verdiği, kimi zaman da komşunun bahçesine dalıp topladığımız kirazlardan yapılan o küpe kadar bize yakışan pek az şey vardı. Ancak bu küpeler her kirazdan olmazdı. Hafif olan küpeler sıklıkla düşerken, ağır olanlar daha sağlam dururdu.

Portakal kabuğundan yapılan dişler

Bol C vitamini vücudumuzdan eksik olmasın diye güzelce dilimlenip verilen portakallar önce her yere damlatılarak yenir, sonra kalan kabuktan diş yapılırdı. Aynanın karşısında yapılan vampir taklitleri, yerini evin büyüklerini “Ben canavar olduuuum!!” şeklinde darlamaya bırakırdı. Günümüzde suyu sıkılmadıkça meyveyle pek de haşır neşir olmayan çocuklar, kabuktan dişlerle birlikte gelen her şeyi ısırma isteğini bilmezler.

Mandalina da favori oyuncaklardandı

“Yemedin mi sen daha onu?” azarını sık sık duymamızın nedenlerinden birisi de mandalinadan yüzük yapıp saatlerce öyle gezmemizdi. Küçük parmaklarımızda pek şık duran turunculu beyazlı bu yüzükle kralcılık oynayan oğlan çocuğu mu ararsın, evcilik oynayan kız çocuğu mu… Bu güzel hatıralar, sobayla ısınan o güzel evlerde kaldı. Şimdilerde çocuklar, mandalinadan yüzük yerine, tabletlerdeki oyunları tercih ediyorlar. Biz büyüdük ve çok elektronikleşti her şey.

Balık krakeri parçalarına ayırarak yemek

Zaten bir lokmalık olan o krakerleri ufak ve düzgün parçalar halinde yemek çocukluğumuzun en zorlu iddialarından birisiydi. Önce kuyruk kısmı eşit parçalar halinde yenir, sonra da yüzgeci temsil eden çok ufak çıkıntılar ısırılmaya çalışılırdı. Şimdiki çocukların pek bilmediği bu balık kraker yeme üslubu, yerini tek lokmada yenen ve fiyatı inanılmaz ucuzlayan cipslere bıraktı.

Sonrasında litrelerce su içiren leblebi tozu

Annemiz elimize verse yemezdik ama tozunu görünce dayanamıyorduk, yalan mı? Kırmızı kapaklı, şeffaf tüplerin içinde satılan leblebi tozlarını kafamıza dikip, dakikalarca öksürmekten bir hal olurduk. En güzeli de, ağzımızı leblebi tozuyla doldurup arkadaşlarımızın üstüne püskürte püskürte konuşmaya çalışmaktı. Nedendir bilinmez, leblebi tozu bazı arkadaşlarda alerji yapar ve şişen yüzleri, kıpkırmızı yanaklarıyla annelerine koşarlardı. Şimdi, bir hatıra olan toz halindeki bu afacanlık da günümüz çocukları tarafından bilinmeyen çocukluk hazinelerinden birisi.

Meyve suyu gibiydi ama…

Aynı zamanda dondurmaya da benziyordu. Annelerin arkamızdan “Yeme onu hasta olacaksın!” diye bağırma sebeplerinden birisiydi. İçindeki meyve suyu tadı geçince, kalan buzu kütür kütür yemek yaz sıcağında içimizi serinletirdi. Sonrasında şişen bademcikler yüzünden bilmem kaç derece ateşle yatmaya değerdi. Şimdi çocuklar, zamanında mey-buz olarak isimlendirilen tattan oldukça uzaklar. Büyüdükçe dondurmalar da sıradanlaşıp sıkıcılaştı.